13 Aralık 2010 Pazartesi

Yosma aşk

Yosun kokuyor sahilde sevişen yosma. Teninden pullar dökülüyor. Öptükçe ölü balık dudaklarını, hayat buluyor diş etlerim. Gözlerinde yeşil bir göl sükunu ve kırptıkça göz kapaklarını korkak kurbağalar sıçrıyor kanlı damarlarının kanallarına. Bacaklarını okşadıkça ellerim ıslanıyor. Saçları deniz yıldızı rengi. Kızıl yahut turuncu ayarında. Dağınık. Çözümlenemeyen bir bulmaca gibi. Çengelli iğne ile tutturmuş saçının bir kısmını. Saçları cehennem kadar güzel. Arzudan başka hiçbir şey. İnsanlık bile yok. Öperken ısırıyor. Kan. Toprak kokuyor kan. Tadı bir ahududu reçelini andırıyor. Çok kanıyor. Dudağım, ellerim, gözlerim, kalbim. Ayıldım. Kendimi kaybettim. Ne büyük kayıp. Kendimi bir at nalı tılsımında veyahut çubuklara takılmış yumurta kabuklarının lanetinde mahvettim. Gözüm aydındı, aklım kara cahil. Yüzüme tükürdüğün bu yalnızlıktan virüs kaptı çıkarcı metabolizmam, haysiyetsizlik hat safhada. Ah güzel yosma, ah putlar ben ağladıkça sizi güldürüyor dinsiz eller. Gülümseyerek bakıyorsunuz tahta gözlerinizle, görüyorum. Dilsiz yalakalar. Dişsiz kan emicileri. Canımı acıttınız. Kağıdın kalbine bastırarak yazıyorum, okunmuyor yazdıklarım. Senin yazdıklarınsa intihar mektubu. Ölsen de yaşıyorsun. Çık git bilincimin alt rafından. Yeter saklandığın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder