13 Aralık 2010 Pazartesi

Güzel bir gün öldürmek

Güneş ışınlarının, ağaçların yapraklarının yeşil damarlarından geçtiği ve bütün toprağa , suya yeşil rengini verdiği bir ormanda, parıltılarla, melodilerle akan nehrin yaltakçısı bir patikada ilerliyordu. Rüzgarda kekik kokusu geliyordu bununa. Başka bir yöne dönse lavanta ilişiyordu azıcık. Gökyüzünün ikiz çocukları bulutlar yaramazlık yapıp ıslatıyordu. Saçları yağmur damlaları ile iş birlikçi yavaş yavaş akıyordu boynundan omuzlarına. Ayakları incecik bileklerinin altında bir tutsak gibiydi ve çıplaktı. İnceden yumuşayan toprak ayak tabanını kaplıyordu ve az biraz doluyordu ayak parmaklarının aralarına. Bütün birikmiş enerjisi sıfırlıyordu kendini. Yeniden doğmuş gibiydi sonu belirsiz. Ellerini ağaçların gövdelerine sürüyerek devam ediyordu yoluna. İncecik bir tül vardı üstünde. Kirli, beyaz bir tül. Bu eşsiz doğada bile bir doğa harikasıydı. Bir ayağını attığında ileri doğru, geride kalan bacağı boydan boya kasılıyordu. Kalçasının bir kısmı bu kasılmış bacağın üstünde top gibi keskin bir şekilde beliriyordu. Belindeki deri 2 – 3 kat katlanıyor ve kaburgası ağırlığını bırakıyordu bu gizli özne gibi beliren kalçaya. Diğer bir ayağını attığında (adımına devam ederken) beli süratle diğer tarafa vuruyordu kendini. Kalçası ile beli belli ki her bir adımında dans etmeye niyetliydi. Yağmur biraz daha ıslattıkça üzerinde ki tülü, ağarlaşan tül omuzlarından sıyrılıyordu. Islanan sırtı güneşin nazlı ışıkları değdikçe yeşil parıltılar saçıyordu. Elleri ile dizi hizasından yukarı doğru kaldırıyordu tülü. Bacakları daha bir şehvetli. Nefes alışı, bir kapının altından sızan rüzgarın çıkardığı ses gibiydi. Hani şey gibi ufak bir fırtına. Kaburgasının alttan ikinci kemiğinin arasına sapladığımda bıçağı inceden bir iç geçirmişti. Fırtınalı nefesini süratle içine çektiğinde dişlerinin arasından çekilen rüzgar bir ıslık sesi çıkarmıştı. Sanki şey gibi, Sûra üfleyen bir İsrafil. Sanki kendi kıyametini koparmıştı. Hiçbir kırmızı ölen bu kızın kanın kırmızısı kadar canlı olamazdı. Muhteşem ironi. Ölümdeki canlılık. Çok kıskanmıştım ölümünü. Böyle işte melekler. Bu yüzden kestim damarlarımın yolunu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder