13 Aralık 2010 Pazartesi

Sıkıntı

Canım ölesiye sıkılıyor. Kendimi yollara vurmak istiyorum. Yalın ayakla en ufak taş parçasını bile hissederek yalnızca yürümek. Bedenim tükenene kadar. Nefesim yetene kadar yalnızca yürümek. Yalın yürek yürümek en ufak hüzün bulutunu süzerek içimden. 
Canım öylesine sıkılıyor işte ama ölesiye. Boylu boyunca uzanmak istiyorum toprağa çırılçıplak. En ufak bir böceğin bile adımlarını hissetmek istiyorum tenimde. Hücrelerim kök salana kadar uzanmak istiyorum. Etim acıyana kadar. Canım sıkılıyor ki felaket. Sahilde kayalara vurmak istiyorum benliğimi. Oraya sürüklenmiş bir ceset gibi hemde. Hatta bir kaya gibi. Dalgaların sesi ve soluğunu duymak ciğerlerimde, yumup gözlerimi martılarla aşk yaşamak istiyorum. Yosun bağlasın mesela tırnaklarımı yahut şarapçılar sarhoş olsun üzerimde. Canım uzaklaşmak istiyor her şeyden bir nebze. Bir nebze içinde olmak dışın. Gözlerimi bağlasam geceyle, güneşler hiç doğmasa ve şu zamana kadar akmış göz yaşlarım yıldız olsa. Milyonlarca yıldız. Eşsiz bir gecede, taze bir ölü gibi bayat bir yaşamın içinden kaçasım var. Canım ölesiye sıkılıyor ve ölememek canımı sıkıyor böylesine sıkıldığım anların ortasında.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder